Kabul Etmek Nasıl Olur?
Bazen kabul etmek, gerçekten zor bir iş olabilir. Ama bu yazı, en azından biraz olsun bu kavramı hafifletmeye çalışacak. “Kabul etmek nasıl olur?” sorusu, aslında her an karşımıza çıkabilen bir soru. Ama benim gibi, sürekli kafa kurcalayan biri için, kabul etmek bir işkenceye dönüşebiliyor. Hani o klasik tabir vardır ya, “Bir şeyi kabullenmek, yaşamanın başlangıcıdır,” işte o anın ne kadar zor olduğunu anlayan biri, kabul etmeyi bir sanat olarak görmek zorunda kalıyor. İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, esprili ama derinlere inen bir insan olarak, bu konuda yaşadıklarım oldukça renkli.
Kabul Etmek ve Kahve Molası: İlk Temas
Gelin biraz gündelik hayata dönelim. Mesela geçen gün arkadaşlarla bir kafeye gittik, tabii orası İzmir’de, denize sıfır bir yer. Hava sıcak, belki biraz fazla sıcak ama ben gene de soğuk kahvemi sipariş ettim. Hem serinlesem de, hem de kabullenmenin acılı sürecini içimde bir yerde sindireyim diye düşündüm.
Arkadaşım Kerem, her zamanki gibi gözlüklü ve ciddiyetle kahvesini yudumlarken birden “Ne düşünüyorsun?” diye sordu. O an iç sesim devreye girdi: “Acaba ben mi fazla düşünüyorum, yoksa herkes mi bu kadar derin?” Hemen döndüm ve “Yani, şu an bir insanın kabul etme sürecini mi çözmeye çalışıyorum yoksa kahvemi içip akışa mı bırakmalıyım?” dedim.
Kerem güldü, çünkü benim esprilerim biraz o anın içinde kaybolur, ne kadar derin olursa olsun.
İçsel Kabulleniş: Benimle Dalga Geçebilirim, Ama Asla Kendimle Dalga Geçmem
Tabii, kabul etmek bazen sadece bir kahve molasında olmuyor. Genelde hayatın içinde karşımıza çıkar. Mesela bir iş başvurusu sonucu, “Teklifiniz kabul edilmiştir” mesajını almak gibi… İşte o an, kalp hızımın nasıl arttığını anlatamam. Ama sonra düşündüm, “Ya, ben zaten bu iş için başvurduğuma göre kabul etmeyi öğrenmeliyim,” dedim ve cevabı okudum.
Ama bu kabul etme işinde bir tuhaflık var. İnsanlar bazen başına gelen bir şeyi kabul etmiyorlar, halbuki içinde zaten o şeye yönelmişlerdir. Mesela bu sabah, sabah kahvaltısında peynirin acı olduğunu fark ettim. “Acaba başka bir şeyle mi değiştireyim?” diye düşündüm ama sonra iç sesim şunu söyledi: “Hayır, bu acı tadı kabul et, çünkü hayat da her zaman istediğin gibi olmaz.”
Öyle ya, her an karşılaştığımız sürprizler gibi… Peynirin acılığını kabul ettim, çünkü hayatın tadı da böyle.
Kabul Etmek ve İnsan İlişkileri: Komik Bir Durum
Bir de insanlar var. Evet, o insanlar. Herkesin farklı kişiliği var, değil mi? Ve bazen, insanları olduğu gibi kabul etmek zor olabiliyor. İzmir’de bir arkadaş grubum var. Herkes çok farklı ama ne zaman bir araya gelsek, kahkaha tufanı kopuyor. Bir gün, hep birlikte buluşmuşuz, tabi yine kahve içiyoruz (İzmir’de kahve içmeden güne başlamak yasak zaten, itiraf ediyorum). Ahmet birden “Ya, ben de artık hayatımda bazı şeyleri kabul etmeye başladım. Mesela bazen hiçbir şey yapmak istemediğimi kabul ettim,” dedi.
Ben de hemen içimden “İyi ki böyle birini tanıyorum,” dedim. Çünkü Ahmet gibi insanları kabul etmek, gerçekten hayatı kolaylaştırıyor. Bu da kabul etmenin bir başka boyutu. Başkalarının garipliklerini, huylarını kabul etmek… Ne kadar zor olabilir ki? Ama aslında çok zor! Zira kabul etmek, bir şeyin değişmeyeceğini anlamakla başlıyor. Ahmet’i de böyle kabul ettim: Garip, ama harika.
Kabul Etme Sanatında İç Sesin Gücü
Kabul etmek aslında çok basit bir şey gibi gözükse de, bazen ne kadar zor olduğunu anlamıyoruz. Hani bir anı düşünün: O kadar çok düşünüyorsunuz ki, bir şeyi kabul etmek ve “Ne yapalım, böyle de olur” demek her şeyden zor hale geliyor. İşte o an bir iç ses devreye giriyor. İç sesim sürekli bana şunu söylüyor: “Hayat bu kadar derin değil. Sadece yaşa ve kabul et.”
Ve ben ne yapıyorum? İç sesimi dinliyorum, ki bu da kabul etmek gibi bir şey. Hani kabul etmek deyince, aslında biraz da “kendi iç sesini dinlemek” demek. Birine, bir duruma veya bir olaya teslim olmak değil de, kendini biraz daha rahat bırakabilmek, farkında olmak, kabul etmek.
Kabullenmenin Sonuçları: Esprilerle Yola Devam
Sonuç olarak, kabul etmek gerçekten bir süreç. Hem başkalarını kabul etmek, hem de kendi içimizde kabul edebilmek… İzmir’de, arkadaşlarla her buluştuğumda hep şunu düşünürüm: “Acaba birini kabul etmek daha kolay mı yoksa kendimi kabul etmek mi?” İşin esprili tarafı, kendimizi kabul edebilmek, en büyük mizahı yaratıyor.
Yani, kabul etmek nasıl olur? İşte böyle, biraz derin, biraz mizahi, ama kesinlikle bir öğrenme süreci. Eğer kabul etmek, her an, her şeyin içinden geçebiliyorsa, belki de “Bunu da kabul ediyorum” demek en iyi çözüm.